Reklam

hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nis 2012

Bir köpeğin heykeli dikilir mi ?

Bir köpeğin heykeli dikilir mi ? Japonlar diker ama biz yapamayız...


------------------------------------------------------------
Heykeli dikilen bir köpeğin hikâyesi

Taksim The Marmara'nın önüne sokak köpeği Ebru'nun heykeli dikilsin önerime müstehzi gülüşler atan okurlar, “bu kadar önemli işin arasında o mu kaldı” diyenler oldu.

Öyleyse ben onlara heykeli dikilen bir Japon köpeğinin hikâyesini anlatayım bugün...
1924 yılında Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Japon profesör Hidesaburo Ueno, küçük bir köpek yavrusu edindi kendine.
Profesör Ueno, Japonca'da ‘sekiz tane' anlamına gelen Hachiko adını koydu köpeğine... 
Beraberliklerinin sadece bir yıl süreceğini bilmiyordu. Ama o bir yılda dünya tarihine geçecek, kitaplara, filmlere konu olacak bir ilişki yaşadılar.
Safkan Akita cinsi beyaz bir erkek köpek olan Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya yürüyen sahibine eşlik etti...
Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü.
Çok geçmeden bir akşam üniversite dönüşünde metronun çıkışında Hachiko'yu kendisini beklerken gördü profesör ve çok şaşırdı.
Bu akıllı köpek sahibinin akşam eve dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.
Ondan sonraki bir yıl boyunca her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde karşıladı Hachiko...
Hiç saatini şaşırmadı...
Ama bir akşam metrodan çıkmadı profesör, gözleri metronun kapısında gece boyunca bekledi Hachiko.
Bir sonraki akşam yine yoktu profesör...
Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı...
Dördüncü, beşinci akşam yok yok...
Üniversitede kalp krizi geçirip ölmüştü profesör.
Hachiko her akşam sahibim metrodan çıkacak diye inatla bekledi.
Haftalar, aylar boyunca her akşam Tokyo metrosunun Shibuya istasyonun kapısına gitti...
Tam 10 yıl boyunca...
12 yaşındayken metronun kapısında öldü Hachiko...
Bugün Tokyo'ya gidenler Shibuya istasyonun kapısında yukarıda fotoğrafını gördüğünüz heykelle karşılaşır.
ışte o Hachiko'dur...
Japonlar, sadakat ve insan-hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra diktiler bu heykeli...
ıkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da unutmadılar Hachiko'yu ve 1948'de yeni heykel yaptılar.
Bugün Shibuya istasyonun o kapısı Hachiko çıkışı olarak biliniyor ve Tokyo'nun en önemli buluşma merkezlerinden biri.
Her yıl Hachiko'nun ölüm yıldönümü olan 8 Nisan'da da bütün hayvanseverler heykelin önünde buluşuyorlar.
Bizim Ebru'muzun niye bir heykeli olmasın? Neden biz her yıl 2 Haziran'ı hayvanseverliğin hatırlanacağı bir güne dönüştürmeyelim?..
Hayvanseverler Ebru'yu öldürdüler diye yaygara yapacaklarına bununla uğraşsınlar.

Hachiko'nun filminde Richard Gere oynuyor...

“Köpek heykeli mi” diye burun kıvıranlara bir haber daha vereyim. Hachiko'nun hikâyesi 1987 yapımı bir Japon filmine konu oldu.
Bizde Japon Filmleri Festivali'nde gösterilmişti.
şimdi o filmin Hollywood versiyonu çekildi ve bitti.
Hachiko'nun sahibi profesörü canlandıran da Richard Gere...
Fragmanlarını izledim, gözyaşları içinde izleyeceğiz filmi herhalde...
Bu yıl içinde vizyona girecek.
70 yıl önce yaşanmış bir köpek hikayesinin ve heykelinin nerelere dönüştüğünü görüyor musunuz?
Kültür dediğiniz şey böyle oluşuyor işte, bir köpeğe bile sahip çıkarak...

Cengiz Semercioğlu - 5 Haziran 2009 Hürriyet.

Filmin fragmanı da buradan izlenebilir...


6 Mar 2012

Barınak...

BARINAĞIN kapısı açılıp da birileri içeri girdiğinde, evlerden atılmış köpekler "Beni almaya geldiler" diye sevinç çığlıkları atarlar. Ön patilerini tellere dayayıp "burdayım" der gibi bağırırlar.

Oyuncu küçük köpekler, o evlerde öğrendikleri takla atma, el verme gibi numaralarını yapmaya başlarlar. Hepsinin gözü kapıdan içeri girenlerdedir.
Kimisi, "O gelenler bizimkiler, seninkiler değil..." dercesine yanındaki köpeği pataklar.
Bir sevinç fırtınası eser barınakta.

Kimisi kapatıldığı tel kafesin kapısına kadar koşup koşup döner. Kendilerini almaya geleni görmek için çırpınırlar, irili ufaklı köpekler, sevinç çığlıkları birbirine karışır. Ama kimse gelip onları oradan almaz.
Gelenler gittiğinde, arkalarından son bir kez bakıp, hüzünle tellerin arkasındaki köşelerine çekilirler.

Böyledir belediyelerin köpek barınakları.

Oradakiler, insanlara biyolojik olarak en yakın, bir büyümeyen çocuk zekasına sahip canlılardır. Bizlere bağlanırlar, severler, özlerler, üzülürler, ağlarlar... Bunu insanoğlu anlamak istemez…

Bölgenizde bir barınak varsa, gidip bakın... Bir ölüm kampı gibidir çoğu.

Aklı, sevgisi, duyguları olan canlıları toplayıp tellerin arkasına kapatmak, onlara yardım için değil, onları sevmeyenlere ve istemeyenlere hizmet içindir. Gözleri barınağın kapısında öyle beklerler onlar. Bir gelen olduğunda sevinç çığlıkları atılır, küçük kaniş takla numarasını yapar, seter durduğu yerde zıplar, kangal kırması çıkış kapısına doğru koşup koşup döner. Ama onlar insanoğlunun merhametsizliğinin farkında değillerdir.


Bir gece o kapıdan canavar girer içeriye, insan kılığında... ( Bekir ÇOŞKUN / 2007)

4 Eyl 2009

PETA'dan Kadir Topbaş'a Protesto Eylemi

İki milyonu aşan destekcisiyle dünyanın en büyük hayvan koruma örgütü olan PETA, Türkiye'de hayvanlara yönelik şiddeti Almanya'nın Stutgart kentinde yaptığı bir gösteri ile protesto etti. PETA sözcüsü Magdalena Sherk, geçen hafta kedilerin Fatih Camii'nden toplanarak bilinmeyen bir yere atılmasına da değinerek, Istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a bu insanlık dışı uygulamalara bir son verilmesi için harekete geçmesi çağrısında bulundu. PETA'nin basın bildirisi için aşağıdaki linke tıklayınız.

http://ehdkd.blogspot.com/2009/09/petadan-kadir-topbasa-protesto-eylemi.html

27 Tem 2009

Modern Zamanlarda Soykırım!

Modern Zamanlarda Soykırım

“Köpekleri bulundukları yerden kaldırmak veya öldürmek bir toplumun kopek fazlası problemine çözüm olamaz: sorunun kaynağı hakkında hiçbir çözüm getirmez.” – Köpek Nüfusu Yönetimi, WHO Geneva 1990 (Sayfa 74).

Soykırım: Kasıtlı ve sistematik olarak bir ırkın, politik ya da sosyal grubun yokedilmesi.

Bugün modern zamanlardaki bir soykırımdan söz edeceğiz.

Bugün odağımız ülkemizde, Türkiye’de, ırkından bağımsız bir türün tamamı üzerinde yürütülmekte olan bir soykırım. Bu tür, köpek…

Her rejimin tercih ettiği bir metod oldu. Nazi Almanya’sı “Son Çözüm”ü gaz odalarında, açlıkta ölümde ve infazda buldu. Rwanda’da ise Hutu’ların seçtiği ölüm silahı uzun bıçaklarıydı. Toplu katliam ve tecavüz Balkanlar da tercih edilmişti.

Bugün, 2009’da, Türkiye’nin dört bir yanında belediyeler bir başka yöntem deniyorlar, Osmanlı’nın Hayırsız Ada’da denediğine benzer bir yöntem bu. Ülkemizde pek çok belediye sahipsiz sokak hayvanlarını metropolleri çevreleyen ormanlık alanlara atıyor. Bu alanlarda içecek bir yudum su, yiyecek bir lokma ekmek bulmak imkansız.

Bu sistematik yokediş politikasının sonuçları ekteki fotoğraflarda görülebilir. Türkiye’nin her yerinde kentlerden toplanmış, kimi zaman kısırlaştırılmış ve ardından gecenin karanlığında ıssızlığın ortasında kaderine terkedilmiş köpeklerle ağzına kadar dolu. Yüzlerce, binlerce hayvan arabasıyla gelip geçenlerin şaşkın bakışları altında açlık ve susuzluktan ölüyor.

Bu fotoğraflarda gördüğünüz belediyelerin büyük çaplı ve genel bir biçimde bu ülkenin yasalarına karşı çıktığını göstermektedir. 5199 sayılı Hayvan Hakları Yasası açıkça kısırlaştırılan hayvanların alındıkları bölgeye geri bırakılmasını emrediyor. Son derece ironik ve trajik olan o ki bizzat yasaları uygulamakla görevli olanlar yasayı bu derece utanmaz bir umursamazlıkla yok sayabiliyorlar.

Bu utanç verici durum mutlaka sona ermeli ancak kendi başına son bulmasını da bekleyemeyiz. Politik güçlerin bir anda, yasal olmayan davranışlarıyla yarattıkları ekolojik katliamın farkına varıp vicdanlarını dinlemeye başlamalarını beklemek büyük saflık olur. Eko-sistemler büyük zarar görmekte, ormanlar bu keskin yoksunluğa katlanamayan hayvanların çürümekte olan bedenleriyle dolu. Bu hayvanların acısını dindirmek için savaşan pek çok insanın hayatı da bu nedenle kökünden değişmiş durumda.


Ulusal medyanın ve kamuoyunun bu konu hakkında aktif bir duruş sergilemesinin; ülkemize utanç veren ve itibarını zedeleyen devasa bir yokedimle karşı karşıya olduğumuzu anlamasının zamanı geldi. Verdiği görüntü ve algılanış biçimine dair kaygıları olan Türkiye gibi bir ülkenin konunun çözümüyle yakından içtenlikle ilgilenmesi ve soruna mantık ev insanlık ışığında yaklaşması gerekiyor.

Bu gerçekleşinceye kadar modern zamanların soykırımı devam edecek… gözlerimizin önünde hem de.